sayfa load
Menü

Bütün Sustuklarımın Canı Cehenneme

Bütün sustuklarımın canı cehenneme deyip,
bir sabah, hiçbir şeyi umursamadan,
içimde yıllardır biriktirdiğim ne varsa bir yangının ortasına bırakmak istiyorum.

Öyle usulca değil üstelik…
kelimelerin yakasına iliştirilmiş, mahcup bir itiraf gibi hiç değil.

Göğsümün kafesinde çırpınmaktan kanatları parçalanmış bir kuşu gökyüzüne salar gibi,
içimdeki bütün zincirleri tek bir haykırışla koparıp,
sesimin yetişebildiği bütün uzaklıklara senin adını haykırmak istiyorum.

İstiyorum ki sesim,
yıllardır içime çöken bu sessizliğin enkazını kaldırsın.
İstiyorum ki bir kere olsun korkularım benden hızlı davranamasın, aklım kalbimin önüne geçip,
yine bir cümlenin boğazına düğüm atamasın.

Çünkü yoruldum.

Sana söyleyemediğim her şeyin geceleri başucumda nöbet tutmasından yoruldum.
Herkesin uykuya teslim olduğu saatlerde,
sustuklarımın benim kendi içimde bir mahkemeye dönüşmesinden
ve her gece beni aynı suçtan yargılamasından yoruldum.

Bir çift gözün karşısında bütün cesaretini kaybetmesi ve susması insanın ne acı…

Sana her baktığımda içimde bir isyan ayağa kalkıyor
ama kalbim aciz düşüp diz çöküyor yine, 
kaybetmekten korktuğum her şeyi daha başlamadan kaybetmiş gibi,
beni olduğum yere mıhlıyor.

Ve ben, kendi içinde iki ayrı insana dönüşüyorum, Ne acı…

İnsan bazen bir uçurumun kenarında durduğu için değil,
atlamaya cesaret edemediği için düşer.

Benim yenilgim de tam burada başlıyor işte:
Çünkü ben henüz kapısını çalmadığım bir ihtimalin yasını tutuyorum.

hiç yaşanmamış bir mutluluğun ardından ağlıyor,
hiç kurulmamış bir cümlenin pişmanlığını taşıyorum.
Seninle hiç yaşamadığım anıların bile içimde birer mezarı var.

Ve her mezar beni yeniden hapsediyor
ve hepsinin üstünde aynı cümle yazıyor:

"Keşke söyleseydim."

senin yokluğun yalnızca yanımda olmayışın değil.

Senin yokluğun,
bir odanın ortasında unutulmuş
bir ayağı kırık bir sehpanın
her şey yerli yerindeyken bile bir şeylerin eksik olduğunu haykırması.

Sabahın pencereme vurup da içime bir türlü doğamaması.
Kalabalıkların ortasında kendi sesimi kaybetmem.
Bir şarkının en güzel yerinde durup dururken boğazımın düğümlenmesi mesela.

Bakıyorum da etrafta
Bir tek ben kalmışım.

senin adını içimden geçirirken kendi içimde biraz daha eksilen ben…

Belki soğur diye bekledim kahrolası kalbimi… Soğumadı.

Bir insanın gözlerinin içine bakarken dudaklarının ardına sakladığı cümleleri,
bir gülüşün arkasına gömdüğü fırtınaları,
herkesin arasında dimdik durup yalnız kaldığında nasıl dağıldığını…
anlıyormusun?

Biliyorum, bu aşk asla ikimizin hikayesine dönüşmeyecek belki…

Ve biliyorum ki,

Bir bakışın kaç geceye bedel olduğunu,
söylenmeyen bir kelimenin insanın göğsünde nasıl ağırlaştığını,
birinin adını anmamak için dudaklarını birbirine bastıran insanın içinde
nasıl bir kıyamet koptuğunu…

Bütün sustuklarımın canı cehenneme!

Oysa ben Saçlarının her kıvrımında “seni çok seviyorum” diye haykırmak;
her bir telini, içimde yıllardır esir tuttuğum bir kelimenin hürriyetine bırakmak istiyorum.

Sanki sırtımdan yalnızca bir yükü değil,
bütün geçmişimi, bütün korkularımı,
bütün yarım kalmışlığımı söküp atarcasına isyan etmek istiyorum hayata.

ama yine susuyorum gözlerinin önünde…

Oysa, bir kez olsun korkularımı susturabilsem,
bir kez olsun içimdeki o ürkek çocuğun elinden tutup onu senin karşına çıkarabilsem;

İşte O zaman Koşacağım sana.

Bütün tereddütlerimi arkamda bırakarak,
bütün mazeretlerimi birer birer parçalayarak,
dünyanın bana öğrettiği ne kadar korku varsa
hepsini ayaklarımın altında ezerek koşacağım.

Ve sana sarılmak, bir meleğin boynunu koklar gibi sarılmak…

Ve sonra yine Susuyorum kahretsin!

Dudaklarımda bir cümle,
boğazımda bir düğüm,
gözlerimde kimsenin okuyamadığı bir mektup…

Kendi kelimelerime zindan ettiğim bir mapushanenin içine düşüyorum.
Ben o mapushanenin duvarlarına senin adını yaza yaza tükendim bilmiyorsun.

Ve ben artık o uçurumun kıyısında ellerim cebimde,
başım önümde, kendi hayatıma seyirci kalmak istemiyorum.

Bütün istediğim;
ömür boyu sürecek bir mutluluğun sözünü almak değil;
bir cümlelik hakikatin arkasında durmak.
sana olan hasretimi senin kulakların duya duya
gözlerine baka baka gökyüzüne haykırmak...

Ve eğer bir gün, bütün bu suskunluğumu geride bırakıp karşına çıkarabilirsem;
Sana öyle süslü cümleler kuracağımı sanma.

Sesim titreyecek
ellerimi ne yana koyacağımı şaşıracağım
kalbimin ritmi nefesimi kesecek biliyorum…

Ama olsun.

Bu kez cümlemi korkumun elinden kurtarmış olurum.

 Ben seni çok seviyorum.

İçimdeki o ürkek ses, yıllardır ilk kez korkusundan utanmaya başlıyor.

Yeter!

Bütün sustuklarımın canı cehenneme! Yeter!

Ve şimdi…

Yine gözlerinin önündeyim.

Yine söyleyeceklerim boğazımda.
Yine içimde bütün dünyayı yerinden oynatacak bir cümle bekliyor.

Dudaklarım aralanıyor.
Kalbim, göğsümün duvarlarına çarpıyor.
öyle ürkek
öyle telaşlı
öyle hesapsız

Ve İçimdeki bütün sesler aynı anda ayağa kalkıyor.

Ben yine susuyorum.

Beynimde, 
hep kendi içime kustuğum, 
bir kararın eşiğinde bekleyen büyük bir öfke var, …

Çünkü artık biliyorum: Bu sessizlik böyle sürmeyecek.

 

Bütün sustuklarımın canı cehenneme!

Ben artık sevdiğim kadının gözlerinin önünde
kendi sevgisine yenilen adam olmak istemiyorum.

saçlarının her kıvrımında milyon kere “seni seviyorum” demek istiyorum…

 

"Murat Bekir Alpars / Leylim 2.bölüm"